Karaman Doğa Sporları Fotoğraf Gençlik ve Spor Kulübü Derneği (KARDOF) 19-21 Mayıs tarihlerinde Isparta Dedegöl gezisi gerçekleştirdi.
KARDOF Üyelerinden İsmail AYTAKLARIN yaptığı açıklamada; “Kulüp olarak 19-20-21 Mayıs tarihlerinde yapmış ğumuz bu güzel faaliyetten samsun oto kiralama güzel anları sizlerle paylaşmak istedik.
Gezimiz 19 Mayıs sabahı saat 8:00’de kulüp binamızdan hareketle başladı fakat hazırlıklar birkaç gün önce başlamıştı: Neler götürmeli, hava nasıl olacak sorularının cevaplarını bulmaya çalışarak yapılan bir hazırlık dönemi yaşadık. Bizim kulüp üyesi olarak çadır kampı faaliyetlerimizin ikincisiydi bu yüzden az da olsa tecrübe kazanmıştık. Fakat şunu öğrendik ki her gezi her kamp insana çok şey öğretiyor. Gereksiz eşyaları öğreniyorsunuz, bunun yanında sağlığınızla ilgili eşyaları her ihtimale karşı yanınızda bulundurmanız gerektiğini de öğreniyorsunuz. Geçen yıl yaptığımız Kayseri-Tomarza gezisine oğlumuz Kağan’ın nebul cihazını götürmüştük fakat oradaki ambulansta nebul maskesi ğu için cihazı hiç kullanmadan geri getirmiştik bu defa da öyle olur, gereksiz yere taşımayalım diye cihazı yanımıza almadık. Fakat kazın ayağı öyle değilmiş. Nebul maskesi ambulansta bulunması zorunlu gereçlerden değilmiş ve bunun sonucunda Kağan’ın yapılması gereken buharını yapamadık ve Kağan dünden bu yana biraz hasta. Ama şunu da biliyoruz ki hastalık da sağlık da biz insanlar için. O yüzden Allah devasız dert vermesin diyoruz ve gezimizle ilgili ayrıntılara geçiyoruz. Yola çıktıktan sonra ilk durağımız Beyşehir idi. Aracımızı tarihi Taşköprü civarında bıraktıktan sonra köprü üzerinde fotoğraf aşığı arkadaşımız Zehra Işık sayesinde güzel kareler yakaladık. Cuma namazı yaklaştığı için bir başka tarihi yapı Anadolu’da Selçuklu dönemine ait, ağaç direkli camilerin en büyüğü Eşrefoğlu Camiine doğru yola koyulduk. Eşsiz bir ağaç, taş ve çini işçiliğiyle bu eşsiz camiyi görünce atalarımızla bir kez daha gurur duyduk. Bu güzel camiyi gezdikten sonra namazımızı kıldık ve Taşköprü kenarında çaylarımızı yudumlarken ülkemizin sahip ğu bu eşsiz güzelliklerden bugüne bihaber olmanın üzüntüsünü de yaşadık. Güzel bir öğle yemeğinin ardından tekrar yola çıktık, sırada Yeşildağ’daki Leylekler Vadisi vardı. Leyleklerin yuva kurmak için ilginç bir mekânı tercih ettiklerini şaşkınlıkla izledik. Evet, leylekler bir mezarlığı kendilerine yuva yapma alanı seçmişlerdi. Ardıç ağaçlarının tepelerine yapmış kları yuvalarında ziyaretçilerini ilgiyle seyrediyorlardı. Bazı yuvalar o büyüktü ki 1-1,5 metre yükseklikteydi ve leylekler yuvalarını inşa ederken ne buldularsa onu kullanmışlardı: Çalı çırpı, kablo, çaput, naylon vs. Aslında bu çok trajikomik bir durum, biz insanların doğaya karşı ne saygısız, özensiz ğumuzun da somut bir göstergesi.
Ve yine Selçuklu dönemine ait bir başka tarihi yapının kalıntılarını görmek için yola çıktık. Beyşehir gölü kıyısında eşsiz bir manzaraya sahip, I. Alaattin Keykubat tarafından Emir Sadettin Köpek’eyaptırılan saray. Saraydan bugün için geriye çok fazla bir şey kalmamış ama kalıntılardan yola çıkarak ında çok ihtişamlı bir yapı ğunu söyleyebiliriz. Ve maalesef ülkemiz gerçeği, herhangi bir restorasyon çalışması söz konusu değil. Tekrar aracımıza biniyoruz ve kampımızı kuracağımız Melikler Yaylasına doğru yola çıkıyoruz. Yola çıktıktan sonra yağmur başladı ve çadırları bu yağmurda nasıl kuracağız endişesiyle Melikler Yaylası’nın mükemmel doğasıyla tanıştık. Geldiğimiz yerin Isparta Anamas Dağları ğunu bilmesek kendimizi Kara’deki yaylalardan birinde zannedebilirdik. Yağmur, sis, yemyeşil çam ormanları ve sığır sürülerinin özgürce yayıldıkları meralar… Ve tabii ki karşınızda sanki Everest gibi heybetli, sisler ardında Dedegül zirvesi.(3000 metre) Yağmur bize biraz müsaade etti ve çadırlarımızı kurduk, ardından yağmur yine başladı. Halil İbrahim sofrası ile karnımızı doyurduktan sonra yağmur damlalarının seslerini dinleyerek çekilen güzel bir uyku ile gezimizin ikinci gününe uyandık. Kamp alanına yaklaşık 3 km mesafedeki Pınargözü Mağarası’na yağmur altındaki yolculuğumuz esnasında yedi yüz yaşındaki devasa çam ağacıyla tanıştık. Muhteşem bir güzellik. Yaklaşık 30 metre yükseklikte, 1,5 metre çapında bir doğa harikası. İnsan bu tarihi ağacı görünce bu ulu ağacın Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan yıkılışına tanıklık ettiğini düşünmeden edemiyor. Biraz daha ilerleyince bir başka doğa harikası Pınargözü Mağarasına ulaştık. Çam ağaçlarının gizlemeye çalıştığı fakat çağıldayan kar sularının ele verdiği bir başka güzellik. Kar sularının kireç taşlarını aşındırmasıyla oluşmuş ülkemizin ve Avrupa’nın en uzun mağarası. Bugüne ülkemizin bir başka acı gerçeği olarak sadece Fransız araştırmacıların mağaranın 16 km’ye bölümünü keşfedebildiklerini ise mağarada 12 km ilerleyebildiğimizi bir başka doğaerden öğreniyoruz. Yağmur öğleden sonra 2,5-3’e devam etti. Kamp ateşimizi yaktık ve etrafında ısındık, güzel sohbetler yaptık, yeni arkadaşlarla tanıştık. Eğirdir Belediyesi’nin ikramı kuru fasulye, pilav, irmik helvası, domates, salatalık ve kuru fasulyenin yakın arkadaşı soğandan oluşan akşam yemeğimizi yedik ve çay faslı. Üçüncü günün sabahı Yaşar İncedal abimizi Kardof adına zirve tırmanışı için uğurladık. Kendisi zirve tırmanışını öğle saatlerinde tamamlayıp kampa döndü ve hepimizi gururlandırdı. İnşallah Yaşar Abimizi daha nice zirvede bayrağımızı ve Kardof flamasını dalgalandırırken görürüz.
Ardından çadırların toplanması ve dönüş yolculuğu. Dönüş yolculuğunda oğlumuz ve Kardof’un en küçük üyesi Kağan için Beyşehir Beyedem’de düzenlenen sürpriz doğum günü partisi. Bu güzel doğum günü partisi için Kardof yönetimine çok teşekkür ediyoruz.
Son olarak başta Kardof olmak üzere Etudosk’a, Beyşehir Belediyesi’ne ve tüm doğaerlere böyle güzel bir etkinlikle bizleri tanıştırdığı için sonsuz teşekkürler. Fedai Hocamızın ği gibi “.. dağlar çağırır bazen gitmek gerekir.” Doğanın çağrısını duyanlardan olma dileklerimizle, doğayla kalın Kardof’la kalın.” .

Yorumlar
Kalan Karakter: