Bir engelli olarak kendimden bahsediyorum.
Ama aslında tek başıma konuşmuyorum.
Bu satırlarda sesi çıkmayan, çıkaramayan, çıkardığında da duyulmayan binlerce insan var.
Engellilik çoğu zaman sokakta başlar sanılıyor.
Rampa yoktur, kaldırım yüksektir, asansör bozuk.
Evet, bunlar sorun. Ama asıl mücadele evin içinde yaşanır.
Kapalı kapıların ardında.
Kimsenin görmediği, kimsenin konuşmak istemediği yerde.
Benim de ihtiyaçlarım var.
Lüks değil.
Rica hiç değil.
İnsan olmanın zorunlu gereklilikleri.
Tuvalet.
Kişisel temizlik.
Toplum bu kelimelerden rahatsız olur.
Konuşulmasını istemez.
Çünkü “ayıp”tır.
Çünkü insanı yüzleştirir.
Çünkü görmezden gelmek daha kolaydır.
Şu anda ablam ve eniştem bakıyor bana. Bunun ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu biliyorum. Ama şunu da söylemek zorundayım: Bu yük sadece bana ait değil, sadece aileme de ait olmamalı. Bir insanın en mahrem ihtiyaçlarında yalnız bırakılması bireysel bir kader değil, toplumsal bir ayıptır.
Annem ve babam vefat ettikten sonra bakım merkezinde kaldım. Orada şunu öğrendim: İnsan, yardıma muhtaç hale gelince değil; yardım isterken susturulunca yalnızlaşıyor.
Sıra beklemeyi, zamana uymayı, personelin ruh haline göre ihtiyaç duymayı öğreniyorsun. Ama asıl öğrendiğin şey şu oluyor:
Sen artık öncelik değilsin.
Tuvalet ihtiyacım haftanın üç günü oluyor. Bu cümleyi yazmak bile zor. Ama asıl zor olan yaşamak. Çünkü bu ihtiyaç, “uygundur” denilen bir zamana, “müsaitlik” denilen bir şartlar zincirine bağlanıyor. İnsan kendi bedeni üzerinde söz hakkını kaybedince, yavaş yavaş insanlığından da utanır hâle geliyor.
Kişisel temizlik meselesi de aynı. Toplum bunu hijyen olarak görür. Oysa bu, insanın kendine saygısıdır. Temiz olmak istemek değil mesele; kendini iyi hissetmek istemek. Ama engelli birey için bu bile başkasının sabrına, gücüne, vaktine bağlıdır.
Peki soruyorum:
Bir insanın en temel ihtiyacını bile tek başına karşılayamaması kader midir?
Yoksa bu ihtiyaçları görmezden gelen bir sistemin sonucu mudur?
Engellilik, sadece bireyin bedeniyle ilgili değildir.
Asıl engel, duyarsızlıkla örülmüş bir düzendir.
Bakım desteği yetersizdir.
Aileler yalnız bırakılır.
Engelli bireyin onuru ise çoğu zaman “idare ediliyor” cümlesinin altında ezilir.
Herkes kahramanlık hikâyeleri dinlemek ister.
“Ne kadar güçlü”,
“Ne kadar sabırlı”,
“Allah sabrını veriyor.”
Ama kimse şunu sormaz:
Bu insanlar neden bu kadar sabırlı olmak zorunda?
Ben acınmak istemiyorum.
Ben alkış da istemiyorum.
Ben hak istiyorum.
Bakımın insani koşullarda yapılmasını istiyorum.
Ailelerin desteklenmesini istiyorum.
Engelli bireyin, en mahrem ihtiyacında bile yok sayılmamasını istiyorum.
Bu yazı rahatsız ediyorsa, amacına ulaşmıştır.
Çünkü bazı gerçekler rahatsız etmeden değişmez.
Ve şunu açıkça söylüyorum:
Bir toplum, engellisini tuvalette, banyoda, mahremiyetinde yalnız bırakıyorsa; ne kadar modern görünürse görünsün, insanî değildir.
Benim mücadelem sessiz.
Ama sessiz olduğu için değersiz değil.
Tam tersine, görmezden gelindiği için bu kadar ağır.
Bu satırlar bir sitem değil.
Bu satırlar bir çağrıdır.
Görmek istemeyene karşı,
susmamayı seçmiş bir insanın çağrısıdır.
En sessiz mücadele
Mustafa Selvidal’ın kaleminden
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: