Türkiye sigorta sektörü 2026'da yeni döneme hazırlanıyor

Yayınlanma: 19.01.2026 14:59 Güncelleme: 19.01.2026 14:59

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği Üst Yöneticisi (CEO) Murat Çiftçi, küresel ölçekte jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri kırılmaları, iklim kaynaklı hasar frekansındaki artış ve reasürans kapasitesindeki daralmanın, 2026 yılı itibarıyla sigorta sektörünün risk haritasını değiştirdiğini belirtti.

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği Üst Yöneticisi (CEO) Murat Çiftçi, küresel ölçekte jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri kırılmaları, iklim kaynaklı hasar frekansındaki artış ve reasürans kapasitesindeki daralmanın, 2026 yılı itibarıyla sigorta sektörünün risk haritasını değiştirdiğini belirtti. Şirketten yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Çiftçi, bu yıl tekil riskler yerine birbirini tetikleyen ve aynı anda çalışan "çoklu krizler"den söz edilebileceğini aktardı. Jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri şokları, iklim kaynaklı hasarların artışı ve reasürans kapasitesindeki daralmanın, sigorta sektörünü küresel ölçekte yeniden konumlandırdığına değinen Çiftçi, "Türkiye'de ise bu tablo, teminat yapılarının daha rafine, fiyatlamanın daha risk seçici, veri ve analitiğin ise hiç olmadığı kadar kritik hale geldiği bir dönemi beraberinde getiriyor. Bu yeni risk haritasında ayakta kalmanın yolu, müşterilerle proaktif risk yönetimi kültürü inşa etmekten geçiyor." ifadelerini kullandı. - "Belirsizlik altında karar alma yeni normal haline geliyor" Çiftçi, 2026 yılında belirsizliğin sektörleri derinden etkileyeceğine ve kurallara dayalı küresel düzendeki zayıflamanın, ticaret ve sermaye akımlarında öngörülebilirliği azaltacağına değindi. Şirketler için "belirsizlik altında karar alma"nın artık yeni normal haline geldiğini vurgulayan Çiftçi, şunları kaydetti: "Bu ortamda tedarik zincirleri, sadece maliyet ve verimlilik açısından değil, risk yoğunluğu açısından da yeniden tasarlanıyor. Lojistik gecikmeler, kritik hammadde ve ara malı tedarikindeki kesintiler, üretim duruşları ve gelir kayıpları, iş durması ve kar kaybı teminatlarını daha merkezi bir konuma taşıyor. Türkiye açısından bakıldığında, hem bölgesel jeopolitik konum hem de üretim ve lojistik üssü olma potansiyeli, risk ve fırsatı aynı anda büyütüyor. Çok uluslu tedarik zincirlerine entegre Türk şirketleri için politik şiddet, savaş, terör, ambargo ve sözleşme ihlali gibi risklerin daha sofistike poliçelerle yönetilmesi, 2026'da gündemin üst sıralarında yer alacak. Bu da teminat kapsamlarının netleştirilmesi, muafiyet ve limit yapılarına daha dikkatli yaklaşılması anlamına geliyor." Bu yılın küresel risk ve dayanıklılık raporlarında, aşırı hava olayları ve doğal afetlerin en kritik başlıklardan biri olarak öne çıktığını vurgulayan Çiftçi, sıcak hava dalgaları, ani ve şiddetli yağışlar, sel, dolu, fırtına ve orman yangınları gibi olayların hem frekansı hem de şiddeti artarken, bu durumun özellikle yangın, mühendislik, tarım ve kasko branşlarında hasar frekansını yukarı çektiğini vurguladı. Çiftçi, Türkiye'de son yıllarda yaşanan sel ve dolu olaylarının, iklim kaynaklı risklerin artık istisna değil, yeni normal olduğunu gösterdiğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu: "Bu tablo, sigortacılar açısından iki temel sonucu beraberinde getiriyor. Öncelikle iklim risklerinin bölgesel ve mikro ölçekte modellenmesi, lokasyon bazlı fiyatlamayı ve risk mühendisliğini öne çıkarıyor. İkinci olarak da ürün tasarımı. Parametrik sigortalar, doğal afetler odaklı özel ürünler ve iklim uyum yatırımlarını teşvik eden teminat yapıları, 2026 ve sonrasında daha fazla gündeme gelecek. Müşteri tarafında ise risk azaltıcı önlemler ile sigorta teminatının birlikte düşünülmesi, prim seviyeleri ve teminat bulunabilirliği üzerinde belirleyici olacak." - "Reasürans maliyetlerindeki artış yerel fiyatlamayı etkiliyor" Küresel ölçekte artan hasar frekansı ve şiddeti, iklim kaynaklı felaketlerin yükselen maliyeti, enflasyonist baskılar ve sermaye maliyetlerindeki artışın reasürans piyasasında kapasiteyi daraltıp fiyatları yukarı çektiğini belirten Çiftçi, özellikle katastrofik riskler, doğal afetler ve yüksek limitli endüstriyel risklerde reasürans programlarının yenilenmesinin daha zorlu müzakereler gerektirdiğini anlattı. Çiftçi, daralan kapasitenin reasürörleri risk seçiminde daha seçici davranmaya iterken, sigorta şirketlerini de portföy kalitesi, "underwriting" disiplini ve risk mühendisliği uygulamalarında daha sıkı bir çerçeveye yönlendirdiğini kaydetti. Türkiye özelinde bakıldığında küresel reasürans kapasitesindeki sıkılaşmanın, katastrofik risklerde limit ve şartların yeniden tanımlanması, koşullu teminatların artması, daha yüksek muafiyet ve katılım payları ile fiyatlamada belirgin bir yukarı yönlü baskı olarak yansıdığını aktaran Çiftçi, "Özellikle deprem, sel ve büyük endüstriyel risklerde reasürans maliyetlerindeki artış, yerel fiyatlamayı doğrudan etkiliyor." ifadesini kullandı. Küresel risk dinamiklerindeki değişimin Türkiye'de teminat yapıları ve fiyatlamayı belirgin şekilde dönüştürdüğüne işaret eden Çiftçi, şu değerlendirmeleri yaptı: "Büyük kurumsal risklerde katmanlı programlar yaygınlaşırken, daha yüksek muafiyetler ve kapsam-istisna sınırlarının netleştiği poliçeler öne çıkıyor. Fiyatlamada ise lokasyon, hasar geçmişi, tedarik zinciri bağımlılıkları ve iklim senaryoları gibi veri odaklı parametreler çok daha belirleyici hale geldi. Bu süreç, müşteri-broker-sigortacı ilişkisinde de 'risk ortağı' modelini güçlendiriyor. Kısa vadeli fiyat odaklı yaklaşımlar yerine uzun vadeli, şeffaf ve stratejik işbirlikleri önem kazanıyor. Özetle, Türkiye'de teminat yapıları ve fiyatlama, küresel trendlerle uyumlu şekilde daha seçici, analitik ve işbirliğine dayalı bir modele doğru ilerliyor."

Devamını Okumak İçin Tıklayınız