"Sen Yapamazsın" Dediler
Erkek egemen bir meslekte küreği eline aldı, vazgeçmedi. Şimdi her gün yüzlerce ekmekle onlarca sofraya dokunuyor.
Sabahın ilk ışıkları henüz sokağa düşmeden, fırının içi çoktan ısınmaya başlamış oluyor. Kızgın taşların üzerinde kabaran hamurun kokusu, günün telaşını daha başlamadan haber veriyor. Küreği eline alan Ayşe Usta için bu, sıradan bir gün değil; aslında her gün yeniden başlayan uzun bir hikâyenin devamı. Tam 15 yıldır eşiyle birlikte aynı fırında çalışan Ayşe Usta, son 8 yıldır ise işin en zor kısmını, yani ekmekleri fırına sürme işini bizzat üstleniyor. Erkek egemen bir meslek olarak bilinen bu alanda, bugün artık “usta” diye anılıyor. Ama bu noktaya gelmek, dışarıdan göründüğü kadar kolay olmamış. Her şey, aslında bir ihtiyaçla başlamış. Fırıncılık mesleğinde yetişen eleman sayısının giderek azalması, Ayşe Usta’nın hayatında yeni bir kapı açmış. Eşinin “Sen yaparsın” diyerek verdiği destek, onun için bir dönüm noktası olmuş. O günlerde sadece evinde hamur yoğuran bir kadınken, bugün yüzlerce ekmeği ustalıkla fırına süren bir emekçiye dönüşmüş durumda. “Başta zor gibi geliyor ama isteyene hiçbir şey zor değil” diyor Ayşe Usta. Sözleri sade ama taşıdığı anlam derin. Çünkü o sözlerin arkasında yılların emeği, yorgunluğu ve sabrı var. İlk zamanlarda deneme yanılmayla öğrendiği işi, bugün profesyonel bir ustalıkla yapıyor. Kendi ifadesiyle, “pratik” bu işin anahtarı. Fırının en sevdiği anı ise hamurun tam kıvamında olduğu o kısa zaman dilimi. “Hamuru güzel tuttu mu, ekmek de güzel olur” diyor. Fırından çıkan altın rengindeki ekmekleri gördüğünde duyduğu mutluluk, bütün yorgunluğunu bir anlığına unutturuyor. Ama bu mutluluk, kolay kazanılmıyor. Özellikle Ramazan ayında işin temposu katlanarak artıyor. Günlük üretim sayısı 800’ü buluyor, hatta bazı günler 1000’i aşıyor. Sadece ekmek değil; pide, etli ekmek ve özel siparişlerle birlikte fırının içi adeta bir üretim hattına dönüşüyor. Düğünler, mevlitler derken bu sayı daha da yükseliyor. Ayşe Usta, çoğu zaman günün nasıl geçtiğini anlamadığını söylüyor. Fırına gelen müşterilerin tepkisi ise onun için ayrı bir motivasyon kaynağı. “Maşallah abla, bu işi senden iyi yapan yok” diyenlerin sayısı az değil. Özellikle Ramazan akşamları, fırın önünde oluşan uzun kuyruklar, onun emeğinin en somut karşılığı. Erkeklerin ağırlıkta olduğu bu meslekte bir kadının bu kadar başarılı olması, görenleri şaşırtıyor ama bir o kadar da takdir topluyor. Ancak bu başarı hikâyesinin görünmeyen bir yüzü de var. İş hayatıyla ev hayatını birlikte yürütmek, Ayşe Usta için en büyük mücadelelerden biri. “Çok zor” diyor net bir şekilde. Fırındaki yoğun mesainin ardından evde de annelik ve eş sorumluluğu devam ediyor. İki oğluyla birlikte hayatını sürdürürken, yorgunluk çoğu zaman onunla birlikte eve geliyor. Yine de pes etmeyi hiç düşünmemiş. Çünkü onun için çalışmak sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda bir var olma biçimi. Kadınlara verdiği mesaj da bu yüzden oldukça net: “İş hayatında yer alsınlar.” Ona göre çalışmak, her ne kadar zor olsa da kadının hayatına güç katıyor. Ayşe Usta’nın hikâyesi, aslında sadece bir fırın hikâyesi değil. Bu, emeğin, inancın ve azmin hikâyesi. Bir kadının, kendisine duyulan güvenle nasıl değişebileceğinin, nasıl güçlenebileceğinin en somut örneklerinden biri. Fırının sıcaklığında geçen uzun saatlerin ardından, akşam olduğunda geriye yüzlerce ekmek ve yorgun ama gururlu bir kadın kalıyor. Ve ertesi gün, aynı hikâye yeniden başlıyor. Çünkü Ayşe Usta için hayat, küreği eline aldığı o an başlıyor.