“Kendim ettim kendim buldum”
Mustafa Selvidal’ın kaleminden Küçük yaşlarımın tozlu sokaklarını düşünüyorum şimdi…
O yıllar, her şeyin biraz eksik ama bir o kadar da samimi olduğu zamanlardı. Mahallemiz; çocuk sesleriyle, komşu sohbetleriyle ve eski evlerin duygulu sessizliğiyle dolardı. O sokakların bir köşesinde ise herkesin bildiği, herkesin sevdiği bir çocuk vardı: Alişan… Engelli bir evlattı o… Konuşamazdı, derdini tam anlatamazdı; ama bakışlarıyla dünyayı tarif edecek kadar derin bir masumiyeti vardı. Ne zaman birini görse, anlamı sadece bizim bildiğimiz o sözle yaklaşırdı: “Dede nörii…” Belki bir selam, belki bir merhaba, belki de sadece bir yakınlık göstermekti onunki. Ama o iki kelime, bizim mahallede sevginin başka bir dilde nasıl var olduğunu anlatırdı. Alişan'ın varlığı, çocukluğumda bana hiç fark etmeden büyük bir ders vermiş aslında… İnsan bazen konuşmasa da anlaşılır, kelimesi olmasa bile hissedilir, bir kalp dili vardır ki tüm eksikliklerin üstünü örter. Şimdi büyüdüm, hayatın sert rüzgârları yıllarca içimde esti durdu. Kendi hatalarım, kendi acılarım, kendi kırıklarım… Kendim ettim kendim buldum dedirten ne varsa yaşadım. Ama ne zaman zor bir anım olsa, içimde o sokak belirir. Ve onun “dede nörii” diye hayata tutunuşu gelir aklıma. Ah Alişan… Konuşamasa da öğreten bir çocuktu. Dil bilmeden sevmenin de, anlatamadan anlaşılmanın da mümkün olduğunu gösteren. Belki o yıllarda anlamadım, belki çocuk aklıyla sadece güldüm geçtim… Ama şimdi görüyorum ki, Alişan’ın o saf hâli bana şunu fısıldamış: “Hayatta herkes konuşmaz Mustafa… Ama herkes hisseder.” Ve belki de bugün, insanlara bakarken içimdeki merhametin sebebi biraz da odur. O sessiz çocuğun, mahallenin ortasında bize bıraktığı görünmez miras...